KIZLAR VE OĞLANLAR - ŞİDDET VE YÜKLERİMİZ ÜZERİNE



Kurulan dengede hangi taşı oynatırsanız yıkıma sebep olacağınız söyleniyor. Öfke, değişim için çalışan kadınları köşe başlarında karşılıyor. Şiddet ve nefret gerçekliğini korurken her birimizin hayata bakış açısına da yön veriyor. Kadınlar yaşananları belleklerine kaydedip her geçen gün acılarını ve mücadelelerini büyütmeye devam ediyor. Kızlar ve Oğlanlar ise şiddeti, öfkeyi konuşuyor. 

Craft Tiyatro, geçtiğimiz sezonu kapatırken sezon sonu sürprizi olarak bizleri Kızlar ve Oğlanlar ile buluşturdu. Yönetmenliğini İbrahim Çiçek’in üstlendiği oyun, bir kadının hayatından yola çıkarak toplum-şiddet-güç anlatısına dönüşüyor. Oyunlarında evler inşa eden kız çocuklarını ve onları yıkmayı seven erkek çocuklarını anlatıyor.

Bergüzar Korel’in tek başına sergilediği Kızlar ve Oğlanlar, kendi içinde iki kısma ayrılıyor diyebiliriz. Gülerek başladığımız oyun keskin bir viraj yaparak bir dehşet anlatısına dönüşüyor. Seyircinin büyük bir kısmını da bu virajla içine alıyor. Bergüzar Korel, oyunda oldukça naif bir anlatı benimsiyor. Bir yandan ağzını bozabilen, mükemmel olma mecburiyetinden kurtulmuş bir kadının özgüvenine sahip, öte yandan da metin örgüsü değiştikçe sarsılan ama dağılmayan bir kadını sunuyor. Bergüzar Korel’in karakteri yansıtma tercihini beğensem de karakter duygularını daha çok açık eden bir duruş sergileseydi oyun nasıl bir değişim geçirirdi merak ettim doğrusu. Oyundan bahsederken dekora da değinmek gerekiyor. Bana kalırsa Kızlar ve Oğlanlar’ın en güçlü taraflarından biri olma özelliği taşıyor. Sahneler ilerledikçe açılan dekor parçaları oyun sonlanırken tümüyle görünür hale geliyor. Oyunun sadeliğine eşlik ederken vuruculuğunu da destekliyor. Bu açıdan, Kerem Çetinel’in dekor ve ışık tasarımıyla Kızlar ve Oğlanlar’ı özel kıldığını düşünüyorum.

Oyunun detaylarına gelince Bergüzar Korel’in sunduğu kadın karakterimiz aşkını anlatarak başlıyor oyuna. Aldığı kararlar ve hayatındaki dönemeçlerle devam ediyor. Gülen, rezil olan, savrulan ve değişen bir kadın karşımızdaki. Peki, bu kadın nasıl bir şiddet hikayesinin öznesine dönüşüyor? Şiddet ve erkek arasındaki bağa eğilen oyun, erkeğin güce olan bağlılığına eğiliyor. Dinlediğimiz hikâyede kadın anlatıcımız başarılı, akıllı ve farkındalığa sahip bir kadın. Hikâyenin şiddete bulanmasında da kocanın bu hali kabullenememesi etkili oluyor. Toplumun olağan dengeleri bozulunca karşılaşılanı anlatılıyor diyebiliriz. Kızlar ve Oğlanlar, erkek ve şiddet üzerine konuştuktan sonra aramızdaki dikenli yolların ortasında duruyor ve soruyor: Biz bu toplumu neden inşa ettik? Erkek için mi? Erkeği durdurmak için mi?

Bu sorunun etkisiyle hemen her gün duyduğumuz, karşılaştığımız çarpıklıkları düşündüm. Ortak hafızamız hakkında düşünürken ne kadar yorgun olduğumu fark ettim. Kendime “İçimde öfke ve nefret barındırmak istemiyorum.” dedim. En yalın haliyle ifade etmek gerekirse kızgın olmak istemiyordum. Fakat bu o kadar kolay değildi. Şiddetin her birimizin içine üflediği nefretin ayırdına vardım. Bir haber kupüründen, sokakta rast geldiğim bir kavgadan veya bir tiyatro oyunundan sonra içimde yükselen öfkeyi anımsadım. Gerçekle, yani şiddetle, yüzleşmenin bir sonucuydu bu. Bu öfkenin ağırlığını düşündüm. Duyarsızlaşmadan bu ağırlıktan kurtulmanın bir yolu var mıydı? Cevabını bilmediğim bir soruyu daha cebime koyuyor, Kızlar ve Oğlanlar’a veda ediyorum.
Öyleyse, yüklerimizin hafiflediği günler olsun!








Yorumlar

Popüler Yayınlar