HAKİKAT, ELBET BİR GÜN - BEN NASIL GÖRDÜM?



Dünyanın tümüyle adaletsizlikten arındığı bir çağa erişemiyoruz. Oldum olası bir yerlerde haksızca düşman bellenenleri yazıyor arşivler. Adaletsizlik, gerçeklerin izini kaybetmekse eğer, tekrar tekrar hakikatlerin uzağına düşmeyi nasıl başarıyoruz? Gerçekleri ya kalabalıklar halinde görmezden geliyoruz ya da onlara sahip çıkmamızı sağlayacak cesaretten yoksun oluyoruz. Her iki durumda da gerçeğini kaybeden bizler, bir delilik haline ulaşıyoruz. Hakikat Elbet Bir Gün, deli gerçeği çalınandır diyor ve hakikatlerle aramızdaki bu yıpranmış ilişkiyi işliyor. Kurduğu yeni diyarda her şey bize yabancı görünüyor. Kameralar, damlalar, fareler ve daha nicesi dile geliyor ve adaletsizlikle gelen değişimi anlatıyor. Oyun ilerledikçe distopya çatırdamaya, gerçeklik kazanmaya ve tanıdık görünmeye başlıyor. Hakikat Elbet Bir Gün'ün absürtlüğü, yaşananların da çarpıklığının göstergesi oluyor.

 Berkay Ateş’in yazdığı Hakikat Elbet Bir Gün, geçtiğimiz yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. Jürinin bu kararı verme sebebi sıradanlaşmış gerçekleri sıradışı bir gerçekçilikle işlemesi olarak belirtilmişti. Oyunu izleyince kastedileni kolaylıkla anlıyoruz. Bambaşka bir diyarın içine açılan oyunda, kapıları aralayarak en nihayetinde kendi dünyamıza ulaşıyoruz. Berkay Ateş'in kaygısını ve sözünü etmek istediği 'eskimiş' sorunlarımızı yaratıcığıyla taptaze bir şekilde sunuyor olması çok değerli. Oyunun meselesini kucaklayıp hem korkumuzu deşmek hem de sorumluluğumuzu düşünmek gerekiyor. Oyun tek perde -120 dakika- olarak sahneleniyor. Tempoyu yer yer düşüren söylenen şarkı sayısının fazlalığı oluyor. Bunun yanında dekoru, ışık tasarımı ve kostümleri metin ile etkileyici bir uyum içinde karşımıza çıkıyor. Hakikat Elbet Bir Gün, anlamını oyun sonunda kavrayacağımız cümlelerle başlıyor. Öncelikle uzak ülkeyle tanıştırılıyoruz. Kargaşanın baş gösterdiği bu yerde, kargaların öncüllüğünde düzen değişmeye başlıyor. Tam da bu sırada kargaların elinden kaçan bir çocuk hedef haline getiriliyor. Artık bu diyarın yakalanması gereken bir düşmanı bulunuyor. Her yerde aranan bu çocuk; birilerinin oğlu, eski sevgilisi, komşusu... Yani; kahramanlarımız tarafından tanınıyor. Fakat adının düşmana çıkarılmasıyla hatıralar da değişmeye başlıyor. Geçmişin kibar konuşmaları hain tehditler halini alıveriyor. Anılarda suç delilleri aranıyor. Yazdığı aşk mektupları kanıt olarak sunuluyor. Kargaların haksız olma ihtimali, tüm geçmişi değiştirmekten daha tehlikeli duruyor. Oyun, korkunun etkisiyle  bu çocuğu herkesin ne denli suçlu görmek istediğini gösteriyor. Çünkü kahramanlarımız biliyor ki şayet düşmanları suçsuzsa kargaların bir gün onları da yok etmesi işten bile değil. Hal böyle olunca, sarı yasaklanınca güneşe perde çekmekte geç kalmıyorlar. Öte yandan kargaların da içlerine işleyen itaatsizlik korkusu paranoyaya, onların paranoyası ise her tarafa nüfuz eden deliliğe dönüşüyor. Cezalar çocuk şarkıları eşliğinde kesilirken yasaklar da konfetilerle açıklanıyor. Hakikat gizlendikçe delilik büyüyor ve yayılıyor. Oyun sona yaklaşırken gerçeklerin sembolü ayçiçekleri oluyor. Veda ederken ayçiçeklerinin her daim var olacağı söyleniyor. Kaybederken söylenen son sözler oluyor bunlar. Bir an durup gerçekten bunu inanarak mı söylüyor, yoksa duymaya ihtiyacımız olduğu için mi söylüyor diyoruz. Fakat oyun, hakikatlerin silinemez varlığını umutlu bir bakış olarak değil, yadsınamaz bir durum olarak sunuyor.   

Hakikat Elbet Bir Gün'ün dünyasında kargaların neyi amaçladığı, yapılanların neden kabul gördüğü, en açık haliyle neyin neden yaşandığı bilinmiyor. Ortada yalnızca değişim, korku ve yalnızlaşma var. Bizim dünyamızı -sebeplere, amaçlara boğulmadan anlamaya çalışırken- görüyoruz ki her daim var olacak şekilde adalete ihtiyaç duyuyoruz. Hakikat Elbet Bir Gün, bu ihtiyacı hatırlatmanın ötesinde gerçeklere sırt çevirme üzerine konuşuyor. Üstelik bunu suçlayıcı bir üst anlatımı sahiplenerek yapmıyor; olanları bir kaybolmuşluk hali olarak sunuyor. Bu halin ayçiçekleriyle donatılmış yerlere dönüştüğü günler olsun! 

İçten gelen not: Thom Yorke - Suspirium

Yorumlar

Popüler Yayınlar