IŞIKLAR SÖNDÜĞÜNDE - BEN NASIL GÖRDÜM?


Para üzerine kurulmuş bir ilişki ağında dostlar, vazgeçilmezler ve saygı duyulan şeyler yoktur. Sebebi, fazlalığın mutlaka birindeki azlıktan gelmesindendir. Herkes pastanın büyük dilimi için yanıp tutuşurken ortalık karışıverir. Çakışan çıkarlar insanları birbirine uzak kılar. Uzaklığın getirisi ise acımasızlıktır. Işıklar Söndüğünde bankaya imzalanmak için yollanan bir dosya ile bu acımasızlığı konu alır. Hikâye; bir banka müdürü, ona seçim hakkı olmadığını hatırlatan dosya sahipleri ve kurunun yanında yanan insanlar arasında geçer. Oyun, tüm karmaşanın içinde karar verme özgürlüğünü ve ideallerini korumaya çalışan bir kadının sorusuna ses verir: “İmzayı atan bu el benim mi?”.

Işıklar Söndüğünde, başarılı bir banka müdürünün önüne gelen bir dosya ile başlar. Onay vermesi için önüne kısa bir süre konur. Fakat dosyanın gizemi ve riskleri banka müdürüne geri adım attırır. O karar vermedikçe de üzerindeki baskı ve tehditler artacaktır. Hem sevdikleri hem de kendi için imzayı atması kazançlı olandır. Yani, Işıklar Söndüğünde menfaatlerimizle doğru olanın çeliştiği yerde geçer. Oyun, seyirciye doğrudan uzak ve ürkütücü gelen karakterler barındırır. Bu tiplemeler, şiddete olan meyilleri ve çıkarcı bakış açıları ile herkes için kargaşanın kaynağı olurlar. Gösterdikleri en bariz şey sahip oldukları öfke olur. Geçmişlerine, çevrelerine ve sahip olduklarına hınçla dolup taştıklarını görürüz. Güçlerini göstermeye, kanıtlamaya ihtiyaç duyarlar. Yolladıkları dosya onlara yüklü miktarda para kazandıracaktır ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazırdırlar. Banka müdürünün bir kadın olarak belirlenmesi önem taşır. Onu kontrol etmeye çalışırken “kötü” karakterlerimizin kadına olan bakış açıları da ortaya dökülür. Oluşturulan tüm bu gerilim ise sahnedeki palyaço tarafından oyun boyunca seyredilir. Kimse palyaçoyu görmez fakat o kaygılara da acılara da tanıklık eder. Palyaçonun varlığı bir kilit taşıdır. O, tüm yaşananların bir oyundan ibaret olduğunu devamlı olarak hatırlatır. Daha önemlisi ise güç sahiplerinin gücünü kırar. Çünkü onun varlığı daha büyük bir çerçevenin olduğunu gösterir. Banka müdürü Anya ve ailesinin kötüden kaçış çabasını asıl olan yapan da odur. 

Işıklar Söndüğünde, Hakan Tabakan’ın Mağrur Fil Ölüleri’nden sonra yazdığı yeni oyunu olarak perde alıyor. Yönetmenliğini Volkan Sarıöz’ün yaptığı oyun, sahne özellikleri ile üzerindeki emeği açık ediyor. Dekor, büyük bir hayvan iskeletinin parçalarından oluşuyor. Bu, soğukluğu hissetmemizi sağlayan ögelerden biri oluyor. Özellikle ikinci yarısı ile yükselen oyun, şiddeti sunduğu anları ile akılda kalıyor. Fakat diyaloglar arasında havada kalan, bağlanmayan küçük noktalar hissedilebiliyor.Anya ve kocası arasındaki ilişkinin dinamikleri oldukça kapalı kalıyor. Ayrıca baş karakterimiz Anya’nın oyunun başında hissettiğimiz hırsı oyunun geri kalanında kayboluveriyor. Yani, davranışlarının sebebini ve neyi doğru bulduğunu net bir şekilde kavrayamıyoruz. İmzayı atan elinin ona ait olmasını istediğini söylüyor. Kendisinin sorguladığı gibi istediği yalnız bu kararı verebilme özgürlüğü mü yoksa bu büyük sorumluluğun altında ezilecek bir vicdana mı sahip? Bu belirsizlik sebebiyle, diğer karakterlerin oturmuşluğu ve gerçekliğinin yanında Anya bir kısmıyla yapay görünebiliyor.  Oyun genel anlamda, güçlünün kendisinde hak bulduklarını göstermesiyle ilgi çekici bir hal alıyor.

Anya’ya herkesin içinde biraz kötülük barındırdığı söylenir ve buna karşı durmaması tavsiye edilir. Anya ise içinde açığa çıkmaya çalışan bu güdüyü bastırır. Tam da bu noktada doğru olmanın karşılığını ağır ödeyeceğini bilirken dönüşmemenin bir anlamı olmalı. Bir anlamı olmalı ki Anya kararının arkasında sapasağlam durabilsin. Her şey geriye sarıldığında yine doğru olan için ateşe atlayabilsin. Aranan bu anlam bizim için bazen görünmez olur. Çünkü beklediğimiz, haklılığın bir gün değer kazanmasıdır. Oysa doğruluğun kendisi başlı başına değerlidir. Palyaçonun bu kadar hüzne tanık olmadığı günler olsun!

             Bugün Dünya Tiyatrolar Günü! Tiyatro, yaşananların gizini çözmenin yanında üretenlerle buluşmak demek. Anlamamızı, hissetmemizi ve paylaşmamızı sağlayan tüm tiyatro emekçileri iyi ki varlar!

Yorumlar

Popüler Yayınlar