EBEDİ BARIŞ - BEN NASIL GÖRDÜM?




“Yoruldum,
İçlerinizde aramaktan yapbozun eksik parçasını.
Ve korkar oldum,
Kaybetmekten bütünlüğe karşı inancımı.”

Çatışmadan, faydacılıktan ve ayrışmadan yakasını kurtarmış bir dünya mümkün müdür? Bu soru nice derin(!) sohbetimizin konusu olur. Üstelik herkesin konuyla ilgili farklı savları, umutları ve kaygıları vardır. İnsan doğasının barışa mı yoksa savaşa mı yatkın olduğunu sorgulamak bizi dipsiz bir kuyuya sürüklerken emin olduğumuz bir gerçek var: Barışın akış içinde kolayca kavuşabileceğimiz bir şey olmadığı. Kant, 1795 yılında yazdığı denemesiyle ebedi barışa erişmemizi sağlayacak yolu çizer. Juan Mayorga’nın Ebedi Barış’ı ile Kant’ın yolunun imkânsızlığını ya da –daha iyimser bir dille– o yola olan uzaklığımızı hatırlarız. Oyun, bu amaçla tek bir hedefe göz dikmiş üç köpeğin çıkar çatışmasına sahne olur.

Ebedi Barış, üç köpeğin beyaz tasmayı kazanmak için giriştikleri rekabeti anlatır. Beyaz tasma aralarından birine anti-terör uzmanı ünvanını verecektir. Bu uğurda çeşitli sınavlara tabi tutulan Odin, John-John ve Immanuel oyun süresince birbirileriyle de psikolojik olarak mücadele eder. Üç köpek; yaşadıkları, cinsleri ve inançları ile farklılaşırlar. Immanuel’in etik olarak doğru olma çabasına karşın Odin kendi çıkarlarına odaklanır. John-John ise ona verileni almaya programlanmış oluşundan sadece amacını gerçekleştirmeye uğraşır. Köpekler arasındaki bu ayrışma Kant’ın tanımladığı ebedi barıştan bizi uzaklaştıran şeydir. Kant, yazısının birinci ön maddesinde barış için düşmanlıktan kurtulma gerekliliğini anlatır. Fakat sahip olunmak istenen tasma bir tane olunca düşmanlık da sahneye şüphesiz taşınacaktır. Önemli olan sorgulama şudur: Düşmanlık bu hikâyede kaçınılmaz mıdır? Immanuel karakteri aksini bize kanıtlamaya çalışır. O, rekabetten oyun boyunca kaçınır. Yaklaşımı ile ulaşılmaya çalışılan tasmayı araçlaştırır. Immanuel’in nihai isteği doğru olanın içinde olmaktır ki onun çerçevesinden bu, masumları korumaktır. Odin ise madalyonun diğer yüzüdür. O, devamlı olarak iki tarafı –Immanuel ve John-John– kışkırtarak birbirine kırdırmaya uğraşır. Çünkü onun gerçekliği hayatta kalmak için başkalarını ezme hakkını barındırır. John-John’un bu ikili arasında konuşlandığı yer oldukça ilginçtir. Sistemin öğretilerini hap gibi yutan John-John, her an başka bir yere çekilebilir. O, ne iyidir ne de kötü. Seyirci olarak John-John'a hem üzülürüz hem de onu uzak buluruz. Hatta yer yer onu alaya bile alırız. John-John çatışmanın sonlanacağına inanmamızı sağladığı gibi barışı imkânsız hale de getirir. Bunun nedeni sorgulamadan itaat etmesidir. Bu üç köpek, oyun süresince politik ve etik kavramların üzerinden geçerler. Bize de gelgitlerimizle huzurun olasılığını düşünmek düşer. Ebedi Barış, sonu ile seyirciye kendi cevabını verse de tartışılanın karmaşası baki kalır.

Yaklaşık iki saat süren Ebedi Barış, tek perdeden oluşuyor. John-John, Odin ve Immanuel sırasıyla Serdar Yeğin, Olgun Toker, Baran Güler tarafından canlandırılıyor. Köpeklerin maruz kaldığı tüm testlerde bir insan olarak Rüçhan Çalışkur'u ve tasmasını devretmeye hazırlanan köpek Cassius olarak ise Burak Demir'i izliyoruz. Karakterler -düzenin başka noktalarını temsil etmesi ve yapı eleştirisi içermesi nedeniyle- güçlü oyunculuklara ihtiyaç duyuyor. Bu yönden Ebedi Barış beklediğimiz etkiyi seyirciye veriyor. Oyunun son bölümü mesaj ulaştırmaya ağırlık veriyor. Bu bölümde videolardan yararlanılmış. İnsanlığa dair yapılan konuşmalara eşlik eden bu görüntüler, sahnenin kuvvetini arttırsa da yaşanan teknik aksaklıklar büyüyü oldukça bozuyor. Genel olarak baktığımızda Ebedi Barış’ı öne çıkaran yanın, her daim üzerine düşünülen bir konuyu özgün bir öykü ile seyirciye sunması olduğunu görüyoruz.

Ebedi Barış, bir yandan bambaşka dünyaları ile üç köpeği bize tanıtırken bir yandan da bakış açılarının nasıl kazanıldığını aktarır. Yani, karamsar inançların sebeplerini ve doğurduğu bencillikleri gösterir. Kötülüklerin ardındaki motivasyonu anlamak büyükçe bir kapıyı aralar. Anlarız ki birileri inandıkları ile bizi barıştan uzak kılıyorsa bile bu onların saf kötücüllüğüne dayanmaz.  Öyleyse temel mesele suçluyu aramak değildir; kurtarıcıya ulaşmak, kurtarıcı olmaktır. Ebedi olacak bir barış belki de o kurtarıcılarda gizlidir. Birbirimizin kahramanı olduğumuz günler olsun!

Yorumlar

Popüler Yayınlar