SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN - BEN NASIL GÖRDÜM?


Yılların büyük değişimler getirdiğine hepimizin inancı var. Farklılaşan ihtiyaçlar başka mutluluk tanımları yaratıyor. Fakat gerçekten hissedilenlerin, yapılan sorgulamaların başka bir deyişle insan olmanın tanımının değiştiğini söyleyebilir miyiz? Ya da aynı soru üzerinden yola çıkarak kadın olmanın getirdiklerinin değiştiğini? Nesiller önce yazılan bir kitabı “İşte tam olarak bu!” diyerek okumamızın verdiği şaşkınlığı –ve biraz da alışmışlığı- yansıtan bir oyun sahnede: Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin. Üç kuşağı temsil eden üç kadının oyunu: Anneanne, anne ve kızı. Onlar, seyirciye kendi pencerelerinden hayatlarını anlatıyor ve biz de görüyoruz ki yıllar geçtikçe, biz çok şey değiştiğine inanırken, kadın olmanın ağırlığı ve yalnızlığı nesilden nesile değişmeksizin aktarılıyor.

Bir seyirci için tiyatroda aranan özelliklerin başında izleme zevki yer alır. Sen İstanbul Daha Güzelsin izlemekten büyük bir keyif alınacak, duygu yüklü bir oyun. Sahnede sandalyelerine oturmuş anılarını önümüze seren bu üç kadın, öncelikle karakterlerinin gerçekliği ile gözümüze çarpıyorlar. Hayatı görüş şekilleri ve içlerine attıkları ile her birini bir yerlerden tanıyoruz. Kadın olmanın getirisi diyebileceğimiz bir sessizliğe sahipler. Yani seyirci olarak yaşadıklarını, hissettiklerini ancak iç seslerinde ortaya döktüklerini hissediyoruz. Anlatmamak yükünü paylaştırmamak anlamına geldiğinden onlar için bir güçlü olma durumu bu. Güçlü durmanın bir sonucu olarak belki de iç seslerinde yaşananların ve çevredeki insanların alayını ediyorlar. Oyun bu alay ile oldukça güldürüyor. Fakat üç karakterde de paylaşmamanın yarattığı büyük bir yalnızlık doğmuş.  Başlangıçta anneanne karakterindeki Ayfer Dönmez, düştüğü çukurları anlatıyor. Aşkını,terk edilişini, korkularını ve bir anne olarak başaramadıklarını duyuyoruz. Oyunun devamında aynı yerlerde anne Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve kızı Melis Öz’ün düşüşlerini dinliyoruz. Kısacası yan yana dururken, aynı acıları taşırken yalnız başlarına ağladıklarını görüyoruz. Ve bu iletişimsizliğin nesiller arasında "Acılarını kendine saklamalısın, şikayet etmemelisin -özellikle de aşık olduysan-.” diyerek öğretildiğini görüyoruz.  Seyirciyi bol bol güldüren oyun, tüm bu yalnızlığı ile de fazlasıyla hüzünlendiriyor. Bu kadar kapsamlı oluşturulmuş kadın karakterlerin bir erkeğin kaleminden çıkmış olması da Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun güçlü gözlem yeteneğini yansıtıyor. Devamlı olarak geçen yılların arasında dolaştığımız oyunda, üç kadının ortaklaşan kaderine-sevilmemenin ağırlığına- odaklanıyoruz.  

Oyunculukların ana unsur olduğu oyunda Ayfer Dönmez, yaşlı bir kadını oynamanın zorluğunu çok iyi kaldırıyor. Yaşının verdiği bıkmışlığın sonucu olarak en umursamaz ve en dobra karakter o. Diğer insanlara sevgi göstermeyecek kadar umudunu kaybetmiş. Torun rolündeki Melis Öz ise çocukluk-ergenlik-yetişkinlik dönemiyle en yakından tanıdığımız karakter oluyor. Onda yaşıyor olmanın büyük heyecanını hissediyoruz. Sahip olduğu umudu kaybedişine –anneannesi ve annesine bürünüşüne- tanık oluyoruz. Anne rolündeki Başak Kıvılcım Ertanoğlu’na gelecek olursak karakterini inandırıcı ve etkileyici bir şekilde canlandırıyor. Anne karakterinin en keskin yönü, sahip olduğu sorunların en büyük kötülüğünün dışarıdan anlaşılma ihtimali olduğuna inanması. Bu nedenle hayatını utana sıkıla yaşıyor. İnsanda tekrar tekrar izleme isteği uyandıracak bir karakter olmuş. Ertanoğlu’na performansının Sadri Alışık Tiyatro Ödülü’nü getirmesi de hiç şaşırtıcı değil.  Sıradan bir konsepte sahip olmamasına rağmen çok geniş bir kitleye hitap eden, rahatlıkla tavsiye edilecek bir oyun Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin.

Bu oyundan ne kazandım? Fazlasıyla çeviri metnin yer aldığı tiyatro sahnelerinde, içimizden bir şeyler duymanın verdiği büyük bir mutluluk var. Kendimizi oyunun anlatmak istediklerine çok daha yakın hissediyoruz. Konuşmadığımız ya da konuşamadığımız şeylerin karşımıza çıkmasının verdiği huzursuzlukla karışık hüznünü içeriyor Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin. Paylaşamadıklarımızın tiyatro sahnelerinde yankılandığı daha nice günler olması dileğiyle! 


İçten gelen not: I wanted to love you like
My mother's mother's mother's did
Civilian, civilian” 

Yorumlar

Popüler Yayınlar