NEFESİNİZİ NASIL TUTARSINIZ? - BEN NASIL GÖRDÜM?



Yaşamak için önümüzde büyük engeller olmadığında nefes almanın zorluğunu unutuyoruz. Sahip olduğumuz imkanlar olması gereken şey gibi geliyor gözümüze. Ve aynı şekilde engellerle yüzleşen insanların çırpınışlarını duyamaz oluyoruz. Kayıtsızlığımızı yenmenin belki de tek yolu kendimizi onların yerine koymak ve bunu yapabilmenin en kuvvetli yollarından biri tiyatronun gücünü kullanmaktan geçiyor. Bugün Dot Tiyatro bize soruyor:  Yaşamak için vermeniz gereken mücadele büyüdüğünde nefesinizi nasıl tutarsınız?

                Refah içinde yaşıyor ve belirli bir dokunulmazlığınız olduğuna inanıyorsanız duyarsızlaşıyorsunuz. Bunun sebebi duyarlılığımızın empati yapma kabiliyetimize dayanıyor olması. Zinnie Harris’in yazdığı “Nefesinizi Nasıl Tutarsınız?”, güçlü bir Avrupa eleştirisi içeriyor.  İki Avrupalı kız kardeşin – Gizem Güçlü, Esra Ruşan- iç dünyasına açılan oyunda, kapitalizmin ve dengelerin kırılışı ile hayatlarının alt üst oluşunu izliyoruz. Dana, bir gün barda tanıştığı, Birleşmiş Milletler'de çalışan bir adamla –Murat Daltaban- tek gecelik bir ilişki yaşıyor. Adam, kendisinin iblis olduğunu söyleyerek geçirdikleri gece için para ödemek istiyor. Dana, bunu bir hakaret olarak görüyor ve iblisi reddediyor. Fakat adam, “Şeytan borçlu kalmaz.” sözünü dillendirerek parayı alması gerektiğini vurguluyor. Aralarında çıkan bu para kavgasıyla beraber işler ters gitmeye başlıyor. Avrupa'nın refahını ve dokunulmazlığını kaybettiği bir hikayenin içinde kalan kız kardeşler kendilerini hayal edemeyecekleri zorluklar içinde buluyorlar. Afrika’da, Ortadoğu’da yaşanan olayları televizyonlarda duymuş, gazetelerde okumuş olsalar da kendilerini bu olayların içine yerleştirmekte zorlanıyorlar. Oyunun güçlü yanlarından biri de bu noktada doğuyor. Dana ve Jasmine, bugüne kadar sahip oldukları inanışların yanlışlığı ile yüzleşiyorlar. İnsanların birbirlerine yardım etmek için can atmadığını, dünyanın felaketlere sessiz kalabileceğini görüyorlar. Birdenbire sahip oldukları tüm imkanları kaybediyorlar. Üzerine tartıştıkları ve içlerine almakta zorlandıkları mültecilerle yer değiştiriyorlar. Böylece oyun, şu an yaşanılan mülteci krizinin acımasızlığını seyirciye yansıtıyor. “Nefesinizi Nasıl Tutarsınız?” yaratıcı tarafını kütüphaneci karakteriyle izlediğimiz Köksal Engür ile yansıtıyor. Dana’nın devamlı olarak danışmak için gittiği kütüphaneci, işe yaradığına inandıran, sadece inandıran, kitaplarla geliyor sahneye. “Nasıl güzel yemek yaparsınız?”, “Nasıl daha sağlıklı beslenirsiniz?” minvalinde kitaplar bunlar. Her sorunun basit bir çözümü olduğuna inanmamızı isteyen bir yapıyı işaret ediyor kütüphaneci karakteri. Tüm bunlar içinde olduğumuz düzeni, inandığımız şeylerin dayanağını sorgulamaya itiyor bizi.

            “Nefesinizi Nasıl Tutarsınız?”, dekoru, müziği ve ışık düzeniyle fazlaca emek içeren bir oyun. Bu da her detayının anlam taşıması ve üzerine düşünecek çok şey barındırması anlamına geliyor. Oyunun orijinal versiyonunda dekorun yolculuk edildiği imajını veremediği yorumunu almasına karşın Murat Daltaban’ın yaptığı dekor tasarımı ile “Nefesinizi Nasıl Tutarsınız?” mekan farklılıklarını aktarmakta başarıya ulaşıyor. Işık düzeni ise kaygıyı ve gerilimi arttırma gücü ile olağanın ötesinde. Oyunun daha yapay başlayan giderek oyunculuklara alıştığınız bir yapısı var. Özellikle, izlemenin büyük mutluluk verdiği Köksal Engür'ün sahneye gelmesiyle oyun daha gerçek bir zemine taşınıyor. Murat Daltaban’ın şeytan olma iticiliğini taşıyışı, Esra Ruşan’ın hamile bir kadın olarak kaygılarını yansıttığı sahnesi ve Gizem Güçlü’nün oyunun merkezinde olmanın yükünü kaldırabilmesiyle hedefine ulaşan bir oyun.  Belki de izleyici olmanın verdiği en büyük haz olarak üzerine konuşabileceğiniz, kendinizde bir şeyleri değiştirmeyi düşüneceğiniz bir etki bırakarak ayrılıyorsunuz Dot Tiyatro’dan.

Bu oyundan ne kazandım? Gerçek şu ki biz kötülüklere inanamasak/görmesek de oradalar. Ve çaresizlik içine düşüldüğünde insanlar kendi fısıltılarını sizin bağırışlarınıza tercih edecekler. Oyunun sesli söylemediği çözüm, bir gün tüm bunların başımıza gelme ihtimalinin bizde bir şeylere yardım etmek için motivasyon oluşturması. Bencil olmadığımız gerçeğini savunamayız belki ama zarar görme korkusunu duyarlılık inşa etmek için kullanabiliriz. Kayıtsızlığımızı yendiğimiz günler olsun!




Yorumlar

Popüler Yayınlar