KABİLELER - BEN NASIL GÖRDÜM?




Sağır kelimesi içinde ne anlamlar taşıyor?  Duymaya elverişinin olmaması. Sadece bu mu peki? Sağır bir insanı normalin dışında hissettiren tek şey duymamak mı? Tiyatronun belki de en büyük büyüsü, içine dalamadığın bir evin hiçbir zaman rast gelemeyeceğin muhabbetlerine açılması. Kabileler sahneye veda ederken, hissedilenler ve kelimeler arasındaki karmaşık ilişkiyi anlatıyor.

 Her ailenin bir kabile olduğunu fark ederek başlıyoruz oyuna. Çünkü her birinin kendi doğruları, inançları ve düzenleri var. Kabileler, sağır Billy ve onun ailesini tanıtıyor bize.Egolarına yenik düşen insanların biriyle sorunsuz anlaşması için karşısındaki kişinin her şeyi alttan alması ya da hiç konuşmaması gerekiyor. Billy'nin ailesinin her ferdi kendini kanıtlama, önemli biri olma isteğinde. Bu istek, evin içinde büyük sesli kavgaların yaşanmasına yol açıyor. Birbirini dinlemeyen, küçümseyen bu aile, bu düzene o kadar alışmış ki söylenen ağır sözler, aşağılamalar kısa sürede unutulabiliyor. Billy'nin aile içindeki yeri ise oldukça farklı. Aile, Billy'e hiçbir zaman işaret dilini öğretmemiş ve bunun bir sonucu olarak Billy kendini dudak okumada çok geliştirmiş. Bu durum ailenin Billy'nin sağır olduğunu kabul edemeyişinin bir sonucu. İnanıyorlar ki sağır gibi yetişmezse Billy normal bir çocuk olarak büyür. Fakat bu Billy'nin olduğu insandan kaçması ve hep eksik hissederek büyümesine sebep oluyor. Oyunun başında Billy’i 10 yaşında bir çocuk saflığında görüyoruz. Bu saflık aile tarafından takdir görse de aslında Billy'e iyi ya da kötü olma hakkı vermediklerinden kaynaklanıyor. Çünkü tartışmalar fazlaca duygu yükselişi içeriyor ve Billy konuları yakalayamamanın bir sonucu olarak taraf olamıyor. Tam anlamıyla iletişim kuramadığı için kendini tanımlayamıyor. Fakat Billy'nin kendi gibi biriyle tanışması ile durumlar değişiyor. Slyvia, sağır bir ailede doğan ve henüz yeni yeni duyma yetisini kaybeden bir kız. Billy'nin, Slyvia ile tanışması iletişim kuracağı insanlarla tanışmasına sebep oluyor ve bu da ailesi ile olan ilişkisinin dinamiklerini değiştiriyor. Oyunun merkezinde Billy'nin babasının ortaya koyduğu keskin inanç var: Kelimelerle tanımlanmayan hisler anlaşılamaz. Yani ne hissettiğini anlayabilmek için adını bilmen gerekir. Kelimeler ve duygular arasında bu kadar güçlü bir köprü olduğuna inanıyorsanız konuşamayan birini tüm duygulardan mahrum kabul etmiş olursunuz. Nitekim Billy aşık olduğunu söylediğinde abisinden  "Sen aşkın ne olduğunu anlayamazsın. Seninki en fazla hoşlanma olabilir." cevabını alıyor. Her duyguya bir etiket yapıştırmak gerekir mi diye sorarken Slyvia, seyirciyi de bunu düşünmeye itiyor. Zamanla Billy'nin dönüştüğü insanın, hislerini tanımlamaya daha açık olduğunu görüyoruz. Öyle ki bize şunu söylüyor: Birine ilk kez seni özledim dediğinde, seni seviyorum demiş oluyorsun. Ve anlıyoruz ki kelimeler değil birbirimizle kurduğumuz iletişim, hislerimizi anlamamızı sağlayan şey. Başlangıçta da söylediğim gibi tiyatro duyamadıklarını duyabilme gücünü verir. Sağır bir insanın dünyayı nasıl algıladığını, yavaş yavaş sessizliğe boğulmanın farklı bir algı yaratıp yaratmadığını hiç düşünmemişken tüm bunları yaşayan birinin gerçekliğine açıyorsunuz gözünüzü.

Kabileler, coşkulu ve zorlu bir oyun. Ani ruh hali değişimlerinin sık sık bulunduğu oyunda, gerçekliği hissettirmek ciddi bir başarı. Billy karakteri ile izlediğimiz Barış Gönenen oyunun başı ve sonu arasındaki karakter değişimiyle birey olma mücadelesini;  Slyvia rolü ile Tuğçe Altuğ duyma yetisini zamanla kaybetmenin çarpıklığını; içinde bulunduğu depresyonun gerçekliği ve olağanlığını yansıtması ile İbrahim Halaçoğlu oyunu etkileyici ve anlamlı kılıyor. Ailelerin birer kabile olduğunu bize gösteren bir baba -Haydar Köyel- , aileyi bağlı tutma çabası ile bir anne -Ayşe Lebriz Berkem- ve değerliliğini kanıtlamaya çalışan küçük kız kardeşin -Gülce Oral- de beraberinde gerçek bir ailenin içini gösteriyor oyun. Kabileler, müzikleri, oyunculukları ve düşünülmeyeni anlatışı ile veda ediyor sahneye.

Bu oyundan ne kazandım? Kelimeler, kendimizi yalnız hissettiğimiz karanlık yollarda başka insanların da var olduğunu görmemiz için gerekli. Fakat hisler, kelimelere muhtaç değil. Duyamamak belki birçok şeyi yakalayamamak anlamına geliyor ama hayatı kaçırmak değil. Birbirimizle kelime olmaksızın iletişim kurabildiğimiz sürece varlığımızı algılayabiliyoruz. Duymanın ötesinde duyulduğumuz günler olsun!

Yorumlar

Popüler Yayınlar